Sabahın erken saatleriydi. Uykusuz geçen bir gecenin, yorgun geçecek bir günün sabahıydı. Bazı sabahlar zaman zor geçer ya, işte onlardan biriydi. Gün, bitmeyecek gibiydi. Hava güneşli, deniz berraktı. Her şey bir film sahnesiymiş gibi, ait olunan zaman dilimi ardarda dizilmiş binlerce kareden ibaretmiş gibi yada gerçekliğiyle uyuşturan bir anı olacakmış gibi uzak ve soğuktu. Başkalarının hayatı konuşuluyordu sanki. Deniz bu yüzden böylesine ferahlatıcı kokuyordu. Gözlerine mi bakıyordu? Bu defa bakıyor muydu?
"Bitti mi, dönüyor musun, bu kadar kolay mıydı?" diyordu, genç adam susuyordu. Gözlerine bakıyordu evet, hiç kaçırmıyordu o da. Sonra "Bir şey söylemeyecek misin?" dedi kız, o zaman kaçırdı gözlerini işte, denize baktı hareketsiz.
Uzunluğu tartışılır bir zaman önce benzer bir masada bırakmıştı onu, yine böyle bir sessizliğin ardından gözlerine bakmıştı da karşılık bulamamıştı. Çok kötü şeyler yaşadık, demişti masadan kalkmadan evvel, bu anıyla birlikte burada kalıp da yüzüne bakamam, o yüzden ben yokum artık, üzgünüm. Yine hatırlıyordu eksiksiz.
O zaman 'üzgünüm' ile birlikte gözlerine sabitlenen gözler aynı bakıyordu bu sabah da: Şaşkınlıkla karışık pişmanlık ve belki de biraz korku. Hazır değildi, beklemiyordu da. Beklememesi ne kadar da normal, demişti kendi kendine, ben böyle biri değilim. Çekip gidemezdim ben, diye mırıldandı, nasıl giderdim..
Ve gitmişti...
"Ne dedin?" dedi kız, "Başka yolu yoktu." diye cevapladı. "Gitmek zorundaydım, daha önce gitmeliydim hatta.. ama o kadar güçlü olamadım."
"Belki de sana en çok ihtiyaç duyduğum zamandı, ve ben yokum dedin. Aynen ve sadece bunu dedin, sonra çekip gittin."
"Daha önce gitseydim daha az zarar görmez miydik? Her şey daha yeni ve zaten fazlasıyla üzücüyken.... Ayrıca, bu şekilde bırakıp gitmem bencilce gözüküyor evet, ancak yalnızca beni vicdansızca yargıladığın zaman..."
Vicdansızca yargıladığı doğruydu. Bazen bırakıp gitmek kalmaktan da acımasız görünmesine rağmen daha az zarar verendir. Kız onun gibi kalkıp gidemedi o sabah, konuşmadan oturdular saatlerce. Söylenecek her şey söylenmiş ve hiçbir şey söylenmemişti. Bu tatsız sabah yaşanmak zorundaydı, o buz gibi ayrılık kadar bu sabah da gerekiyordu. Belki salt dengelenmesi gereken yaşantılar için gerekiyordu, ama gerekiyordu ve yaşandı.
Gitmek, bazen en beklenmedik zamanda gerekir.
Nothing as it seems..
26 Haziran 2011 Pazar
Gönderen fortunato zaman: 6/26/2011 04:42:00 ÖÖ 0 yorum
Far away..
24 Haziran 2011 Cuma

Gökyüzü daha mavi, yapraklar daha yeşil, her şey daha boktan ise her cevabı tek bir kelimede, bir gülüşte yada başka basit bir anda aramak sonuçsuzdur. Böyle durumlarda genellikle sorulara cevap aramak manasızdır, cevaplar hiç aranmadıkları zaman gizlendikleri yerden çıkacaktır ve bu muhtemelen bir başka güneşli günü güzelleştirecektir aynı şekilde. Günün kendisi yükselirken beraberindeki her şey batacak, ihtişamı bir an için can yakacaktır belki de. Ve eğer her güzelliğin bir bedeli varsa, bazılarının unutulmayacak günlerinin bedeli de birilerince bir şekilde ödenecektir...
Gönderen fortunato zaman: 6/24/2011 01:45:00 ÖÖ 0 yorum
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)